"BİR HABERCİNİN HİKAYESİ"

21 Temmuz 1981’de İstanbul’da dünyaya geldi. Henüz okuma yazma bilmediği yıllarda, gazete yazılarının üzerinden giderken kapıldı belki de “gazetecilik” sevdasına… Çocukluk yıllarında defter ve kalemi en değerli eşyası bilerek başladı “yazma sevdası”…
TRT’li yıllarda ilkokul ödevini yaparken başını kaldırdığında televizyonda 32. Gün’de konuşan Mehmet Ali Birand ve Uğur Mumcu’ya kaydı gözü… Konuştuklarını dinledi, anlamadı, “ne kadar çok şey biliyorlar. Ben de onlar kadar çok şey bilmek istiyorum” dedi. Yıllar sonra 32. Gün’de çalışacağını tahmin bile edemezdi…

Evde Televizyonculuğu Öğrenmeye Çalışmak: Spikerin Arkasında Görünen Haber Merkezini İzlemek
Lise yıllarında, özel televizyon kanallarının da çoğalmasıyla, televizyon yayınlarına olan ilgisi arttı. Programları ve haber kuşaklarını dikkatle izlemeye, yayınlara merak sarmaya başladı. Haber bültenlerini izlerken, spikerin arkasında görünen haber merkezini ekrana yansıdığı kadarı ile tanımaya çalışıyordu. Haberlerde duyduğu bilgileri, gelişmeleri dikkatle izliyordu. Siyaset, uluslararası ilişkiler üzerine kitaplarla tanışması da bu dönemde oldu. Gündemin ardındaki geçmişi merak etmeye başladı. Bugünki gibi elinin altında internet yoktu ama bir konu üzerine araştırmalar yapmak için kütüphaneler ve kitaplar tarayıp, kendince dosyalar hazırlıyordu. Ana haber bültenlerinin ardından ise odasına geçip, dinlediği ‘gündeme dair’, ‘hayata dair’ gelişmelerden kendince yorumlar, yazılar yazıyordu. Henüz 14 yaşındaydı… Yazma ve haber sevdası, dönemin Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Okay Gönensin’e gönderdiği bir yazısının yayınlanması ile ‘heves ve meraklarının bir nevi onaylanması cesaretini’ getirmişti. 23 Eylül 1995 günü yazının yayınlanması ile gelen bu cesaret, 2003 yılı doğum gününde Cnbc-e televizyonuna ilk adımını atmasına kadar ‘kararlılıkla’ sürecekti.
1997 yılında 16 yaşında liseden mezun olduğunda iki mücadelesi vardı; üniversite sınavını kazanmak ve gazeteciliğe başlayabileceği bir staj imkanı bulmak…

Gazetecilik Okulda Öğrenilmez, Üniversitede Uzmanlaşacağın Bir Alanı Oku

İnternetin yeni yeni keşfedildiği bu yıllarda mektup ile başladı gazete ve televizyonlarda staj imkanı aramaya. Bir yandan üniversite sınavına hazırlanırken diğer yandan zihninde oluşan program önerilerini de kağıda döküyordu. Böyle bir dönemde mektuplarından bazılarına cevap gelmeye başladı. Ve o ilk iş görüşmelerinden başlayarak uzun süre aynı yanıtı duydu “yaşın daha çok küçük, önce okulunu bitir.” Kendine verilen bu yanıtlara sitem etse de, o dönem bu görüşmelerde verilen ortak bir öğüt, hayatında başka bir yolu daha çiziyordu: “gazetecilik okulda öğrenilmez, üniversitede uzmanlaşacağın bir alanı oku”

Aferin Ama Büyüde Gel…

Ergenlik dönemlerinin asi istekleri, yaşıtlarından farklı bir alana yoğunlaşıyordu: “Gazeteci olmalıyım” ısrarı… Ve bu istek, televizyon ve gazetelerin künyelerini edinip, televizyon ve gazete kapılarını tek tek çalarak tam 6 yıl sürdü. Basın Ekspres yolundan geçen otobüslerin güzergahlarını keşfedip, plazaların kapısında tanınmış bir gazeteciyi bekleyip, derdini anlatmaya çalışan yıllar… İsminin görüşme taleplerinde bir ‘öğrenci’den öteye, heyecanlı bedeninin de kapıların güvenliklerinden öteye geçemediği yıllar…
Bu engellerin aşıldığı birgün oldu. Güneşli’deki Hürriyet binası önünde Mehmet Ali Birand’ı görüp, “sizinle çalışmak istiyorum” demesi ile kendini Birand’ın odasında buldu. Birand, “aferin azmini takdir ettim ama küçüksün, okulunu bitir, gel” dedi. Oysa hemen başlamak, okulu bitirmeyi beklemek istemiyordu. Kendini anlayacak, “hadi gel başla bakalım” diyecek birini arıyordu. Ve bulamadıkça o yıllar anılarına, eve ağlayarak dönülen yıllar olarak geçiyordu. Kendisine “henüz küçüksün” diyen bir başka gazeteci büyüğünün yıllar sonra kendisine basın ödülü vereceğinden herkesin habersiz olduğu yıllar… Yıllar sonra konuşulduğunda kendisine “bilemiyoruz bazen kimin yetenekli olduğunu, keşke alsaymışız seni” denildiğindeyse kader parçalarını tamamlıyordu.

İstanbul’dan Ayrılamam Gazeteci Olacağım

Bu arada, üniversite sınavına girdi ve aldığı puan ile tercihlerini yaptığında, kendine verilen öğütlerle bütün tercihleri ‘uluslararası ilişkiler, iktisat ve tarih’ üzerine yaptı. Sonuçlar açıklandığında ise kazanmanın mutluluğu, gazetecilik sevdası ile ilgili bir soruyla karışıyordu. Kazandığı Anadolu Üniversitesi Eskişehir’de, gazete ve televizyonların merkezi ise İstanbul’daydı. Marmara Üniversitesi’nin Anadolu Üniversitesi öğrencilerine haftasonları ders verdiğini öğrenmesi ise İstanbul’dan kopmamak için aklına yeni fikirler getiriyordu. Artık, İktisat Fakültesi öğrencisiydi…

Sizden İş İstemiyorum. Beni Neden Almıyorlar ve Ben Nasıl Gazeteci Olacağım Onu Söyleyin

Üniversite ile geçen yıllarda Teşvikiye’de bir televizyon binasının önünden üzgün ayrıldığı bir günde, elindeki telefon kartını ankesörlü telefona takıp, cebinden çıkardığı başvuru listesinde sıra Ntv’ye Oğuz Haksever’e gelmişti. İnsanın artık en dibe vurduğu an, kırılma noktası… İsyan ve üzüntü ile santralin telefona bağladığı Oğuz Haksever’e şunları söyleyebildi: “Ben gazeteci olmak için iş aradım. Ama kimse beni almıyor. Sizden iş falan istemiyorum. Bana sadece beni neden almıyorlar ve ben nasıl gazeteci olacağım onu söyleyin” O gün Oğuz Haksever’den aldığı randevunun, aylar sonra mesleğe ilk adımları olacağını bilseydi, mutluluktan daha erken ağlardı.

Özgelecek

O gün iş görüşmeleri için aldığı ceketini giydi yine… Eline yapmak istediklerini anlatan, el yazısı ile yazılmış ve özgeçmiş/cv olmaktan çok uzak, üç sayfalık yazısını aldı. Özenle dosyaya koydu. Ntv’nin Maslak’taki adresini öğrenip, yola çıktı. Sekreter Oğuz Haksever’in odasına aldığında, Haksever henüz gelmemişti. Odadaki kitapları dikkatle inceledi. Önünde duran destelerce gazeteye göz gezdirirken heyecanla bekliyordu. Oğuz Haksever odaya geldiğinde, kendini tanıtıp, cv’den uzak, hayallerine yakın yazısını önüne koydu. “Böyle özgeçmiş olmaz” dedi Haksever. Evet, “istemekten” başka bir mesleki geçmişi olmayan çocuğun nasıl özgeçmişi olabilirdi ki?… Ancak “özgeleceği” yazılabilirdi, azimle istediği meslekte. Ve bir “özgelecek” yazabilmişti.

 

Önce Doğru Bir Türkçe

Aradığı ölümsüzlük formülünün parçaları gibi, Haksever’in ağzından çıkan tüm sözleri kelimesi kelimesine zihnine işliyordu. “Önce doğru bir Türkçe” dedi Haksever. Televizyonu gösterdi, ekranda Defne Sarısoy haberleri sunuyordu. “Habere bak” dedi, “haber metnini dinle, görüntülere dikkat et” Not kağıdına bir kitap ismi yazdı “Andrew Boyd – Broadcast Journalism” Hala saklanan o küçük not kağıdındaki kitabın kopyasını ise günler sonra Haksever, eline veriyordu. Artık çalışılacak çok konu, yenilecek çok fırın ekmeğin rotası belliydi. Artık bir yol haritası vardı elinde. Ve çalışmak lazımdı, hemen!

Spikerlik Sunuculuk Kursuna Kaydını Yapıyoruz, Hemen Başlıyorsun

Önce doğru bir Türkçe… Önce doğru bir Türkçe… Zihninde dönüp duran cümle buydu. Aklında oluşan soru ise “hangi Türkçe doğru Türkçe?” Neyseki internet o yıllarda, koşmaya çalışan birilerine yetişmişti bile. Arsen ve Can Gürzap’ın Diyalog Anlatım İletişim Spikerlik-Sunuculuk kursu ise “doğru Türkçe” için internet sayfasından karşısında duruyordu. Ve sadece birkaç saat sonra ise kurs binasında Arsen Gürzap’ın karşısında oturuyor, heyecanla gazeteci olmak istediğini, Oğuz Haksever’e gittiğini ve doğru Türkçe öğrenmeye çalıştığını anlatıyordu. İsteği ise, ‘doğru Türkçe’yi öğrenebileceği kitapları ve yöntemleri öğrenmekti’… Arsen Gürzap, düşünceliydi, yan odadaki müdürenin odasına geçip, odaya çağırdı. “Spikerlik sunuculuk kursuna kaydını yapıyoruz, hemen başlıyorsun”

Öğrenmek ve Donanımlı Olmak

2003 yılının kış ayları, Haksever’in de yol göstermesi ile adeta bir gazetecilik kampı gibi geçiyordu. “Öğrenmek” ve “donanımlı olmak”… Ekranda Haksever, Irak Savaşı’nı harita üzerinde anlatırken, “bilmek” arzusu kaçınılmaz bir hal alıyordu. Daha fazla öğrenmeliydi. İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Faruk Sönmezoğlu’nun Dış Politika, Yard. Doç. Dr. İnci Kerestecioğlu’nun Uluslararası Sorunlar, Prof. Dr. Şener Akyol’un Avrupa Birliği Siyasal Sistemler Hukuku, Prof. Dr. Murat Özyüksel’in Bağdat-Hicaz Demiryolları, İbrahim Tabakoğlu’nun Sinematografi, Boğaziçi Üniversitesi’nden Mine Eder’in Political Economy of Contemporary Turkey derslerine katılıyordu. Ve artık akşamları da Spikerlik-Sunuculuk kursu başlamıştı. Yollar açılıyordu…

İsmail Cem: “İnanıyorum, Olacak” ve Kaderin Oyunu

2003 yılının Haziran ayı geldiğinde konuşması ve imajı ile ekrana yakışan, edindiği bilgilerle daha donanımlı, 22 yaşında biri vardı artık… Öğrendiklerini bir final ile sonuçlandırmalı, mesleğe ilk adımları atmalıydı. Artık elinde yazılmış “özgelecek” metninden öte, bir “özgeçmiş” vardı. Ama “aynası iştir ya kişinin” deyip, kampın finaline hazırlandı. O yıllarda Bilgi Ünversitesi’nde ders veren Dışişleri Eski Bakanı İsmail Cem’e ulaştı. Irak Savaşı ve dış politika üzerine yarım saatlik röportaj için söz aldı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Bölümü’nden izinle kameralarını ve iki öğrenciyi kameraman olarak yanına alıp İsmail Cem ile yarım saatlik röportaj yaptı. Röportajın sonunda İsmail Cem’in güvenle söylediği “inanıyorum, olucak” sözleri ise alınmış bir diploma gibiydi. Kader tarihine, ilk röportajı gibi ilk canlı yayınını da İsmail Cem ile yazmıştı. Lakin bu sefer, bir hastane önünde, ilk canlı yayınında İsmail Cem’in öldüğünü söylüyordu.

Bu anıları yazan ben, durup derin bir nefes aldım şimdi… Varılan yer midir hikaye, yoksa aslında yolun kendisi midir? Durup hayretle muazzam senaryo kaderi izliyor bazen insan… Hadi devam edelim, daha çok yol var anlatılacak…

Birşeyler Taşımak da, İnsanların Çiğliğini Yaşamak da Çok Şey Öğretir

İsmail Cem ile çekilen röportaj kaydının ardından, Oğuz Haksever “cv’ni gönder” dedi. Özgelecek hayallerinin özgeçmişte işe yaramaya başladığı günler nihayet gelmişti. Ntv İnsan Kaynakları’na ulaşan cv, staj için sıraya konulmuştu.
O dönem bir başka kanaldan daha staj için çağrıldı. Ancak bu kayıt dışı, birkaç günlük bir stajdı. İktisat okuduğu için Ekonomi Servisi’ne verilmişti. Kaset ve muhabir çantası taşımanın, dünyanın en önemli ve değerli işi olduğunu sanıyordu ve bundan bile çok mutluydu. Stajının üçüncü gününde, bir haber önerisinin ardından bölüm şefinin haber merkezinin ortasında “sen ne biliyorsun ki” diye sert ve aşağılayıcı çıkışı ile medyanın bir başka gerçeği ile de tanışıyordu. E-maillerle haberleştiği Oğuz Haksever’e ağlayarak yazdı o gün olanı… Haksever şu satırları yazıyordu cevabında: “birşeyler taşımak da, insanların çiğliğini yaşamak da çok şey öğretir insana” Masumane bir önerinin kendisine gözyaşı ve iki büklüm olacak kadar yoğun karın ağrısı yaşatacağını ve eve gidebilmek için o halde otobüs durağına zorlukla yürüyebileceğini hiç hayal etmemişti. Ancak o gün öyle bitmedi… 18 Temmuz 2003 Cuma günü… Otobüsten indi, eve girmeden markete girdi, elini raftaki meyve suyuna uzattı, cep telefonu çaldı. Karşısındaki ses “Ntv İnsan Kaynakları’ndan arıyorum, pazartesi günü sizi Cnbc-e’deki stajınız için bekliyoruz” diyordu. Sabahtan beri yaşadıklarının üzerine aldığı o telefonla, markette bu kez mutluluktan ağlıyordu.

İyi ki Doğdun Gazeteciliğim

21 Temmuz 2003 Pazartesi… 22. yaş günü ve mesleğe resmen ilk adımını attığı gün… Kayıtlı, kimlikli bir stajyerdi artık. Cnbc-e Haber Müdürü Barış Karcıoğlu’na teslim edildi. Masabaşında editörlerden haber yazmayı öğreniyor, muhabirlerle habere ve yayınlara gidiyor, haber montajlarında muhabirlere kaset taşıyor, nasıl montaj yapıldığını izliyordu. Erdoğan Aktaş, Hikmet Bila ile tanışmış, fırsat buldukça onlardan iş öğrenmeye çalışıyordu. Barış Karcıoğlu ise haberci olma isteğini görmüş, bazı basın toplantılarına muhabir olarak artık kameramanla yalnız gönderiyordu. Bu stajyer muhabir olarak mesleğe ilk adımlarıydı. İlk haberine gittiğinde haberden döndüğünde haberini yazdı, Cnbc-e’nin alt katındaki Ntv’de Oğuz Haksever’in yanına koştu, yazdığı haberi gösterdi. Haksever, nasıl yazması gerektiğini tek tek anlattı. Ve o ilk haberi yayınlandığında dünyanın en derin “ohh” duygusu, “nihayet” diyordu. Diğer stajyerlerin de kendisi gibi büyük hayallerle geldiğini sanıyordu ki, bir stajyerin “ortam görmeye geldim” sözünü garipsemişti. Sanırım onun azmini de, saat 18:00’de yayını biten bir kanalda saat 22:00’ye kadar haber yazabilmek için kalışını da diğer stajyerler garipsiyordu. Ve o gelmesi istenmeyen gün geldi. Staj artık bitiyordu. Karcıoğlu, stajının uzaması için İnsan Kaynakları’nı aradı. İK “olmaz, süresi doldu, başka stajyerler gelecek” diyordu, Karcıoğlu ısrar ediyordu. Kendisinin kalması için mücadele eden Karcıoğlu’nun bu desteğini hiç unutmadı, unutmayacak…
O dönem kanalın Genel Yayın Yönetmeni Cem Aydın ile işe alınabilmek için görüşmüş, oradan da sonuç alamamıştı.

32. Günlü Aylar

Staj bitmiş, artık yeni kanallar için yeniden arayışa girmişti. Bu arada erken yaşta başladığı yazı işi gelişmiş, makalelere dönüşmüştü. Radikal Gazetesi’ne ilettiği makaleleri yayınlanıyor, büyük beğeni alıyordu. Aklının bir yanı ise yeniden bir haber merkezinde çalışmaktaydı.
32. Gün’ün Genel Yayın Yönetmenliği’ni yapan Rıdvan Akar’ın e-mail adresini buldu ve kendini tanıtıp, iş aradığından bahsetti. Akar, Bir Yapım’a bağlı olarak hazırlanan programın Cnn Türk ayağında kendilerine destek verecek birine ihtiyaç olduğunu söyleyince, kader bu kez çocukluğunun hayali ile gülümsüyordu. 32. Gün dosya haberlerine istenen desteği veriyor, kendi dosya haberini hazırayacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu. 32. Gün çekimleri için Mehmet Ali Birand stüdyodaki yerini alırken, tüm ekip de rejiye giriyor, kendi haberlerinin kasetini kendi elleri ile takıyor, yayını rejiden an be an takip ediyordu. İlk reji deneyiminde, programın o bildik jeneriği dönmeye başladığında, gözlerinin önüne ilkokula giderken izlediği o 32. Gün geldi. Program bitip rejiden çıktığında hayatın kendini izleyen ve sürprizlerle dolu bir dost olduğunu düşünüyordu.
32. Günlü aylarda, Cnn Türk’ün haber merkezi ile de tanıştı. Haber merkezinin çalışmasını gözlemliyor, günlük sıcak haberleri oradan takip ediyordu. İçinde sıcak habere karşı büyük bir istek oluşuyordu. Mesleği daha iyi öğrenebilmek için sıcak haber deneyimlemeliydi. Cnn Türk haber merkezi ile konuştu ve 32. Gün’den izin istedi. Cnn Türk İstihbarat Şefi Cengiz Erdil’e muhabirlik yapmak istediğini söylediğinde, haberlere gitmeye başladı. O dönem Cnn Türk Haber Müdürü Süleyman Sarılar, günlük bir haber program hazırlayacaklarını, Işın Gürel ile “Farkında Mısınız” programını hazırlamasını önerdi. Ve 2004’te başlayan Cnn Türk macerası, günlük program ve muhabirlik ile 2006 yılına kadar sürdü.

“Doğru Türkçe” Nasihati İle Alınan Eğitim, Aynı İsimle Eğitmen Yaptı

Bu arada, aldığı diksiyon ve sunuculuk eğitimleri ile seslendirme teklifleri almaya başladı. Birçok kurumun tanıtımı seslendirdi. Eğitim isteyen kişilerle, diploması artık eğitimci olarak da değişmeye başlamıştı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Beşiktaş Sanat Merkezi’nde eğitmenlik yolculuğu başladı.

24 Saat Haber

Çalışmasındaki özveri, o dönem Kanal 24 televizyonunu kurmaya ilk girişen Ümit Aslanbay’a ulaştı. Ancak Aslanbay’ın çekilmesi ile kanalın yeni yöneticileri ile görüştü ve muhabir olarak Kanal 24’te çalışmaya başladı. Başbakanlık muhabirliğinden, polis-adliye haberlerine, çevre haberlerinden özel haberlere kadar pek çok alanda haber yaptı. Canlı yayınlarla sıcak haberleri olay yerinden aktardı.

Program, Ödüller, Spikerlik

2008 yılında Türkiye’yi gezerek, canlı olarak yayınlanan “Seyir Defteri” isimli haber-gezi programını hazırlayıp, sundu.
Yaptığı çevre haberleri ile 3 yıl üst üste INEPO Çevre Olimpiyatları Basın Ödülü’ne layık görüldü. (2008-2009-2010)

2007’de, kanal yöneticilerinden gelen teklif ile aldığı Spikerlik-Sunuculuk eğitimi ve seslendirme çalışmalarının da etkisi ile haber spikerliği yapmaya başladı. Dünya Bültenleri, Haber Bültenleri ve Sabah Kuşaklarında haber sunucusu olarak görev yaptı.

Dünyayı Erken Kalkanlar Yönetir

Ekim 2012’de Haber Türk televizyonuna transfer oldu. Akşam haberlerinin ardından Gün Doğarken ve Gün Başlıyor isimli sabah kuşaklarını sundu. Formatını kendi hazırladığı, gündem, dünya ile canlı bağlantılar, diplomasi, bilim haberleri, ekonomi kuşağı, yabancı gazeteleri okuduğu ve eski klip ve görüntülerle, 2 saatlik Gün Doğarken programını hazırlayıp sundu. Her sabah programı “Dünyayı erken kalkanlar yönetir” sloganı ile açtı.

Spiker, Sunucu, Eğitmen, Konuşmacı

Ekranın yanı sıra, eğitmenlik ve konuşmacı olarak da profesyonel yaşamda yeralmakta…
“Haber Değeri Taşımak”, “Medyada Var Olmak”, “Sahadan Ekrana”, “Sosyal Medyada Propaganda” başlıklarında “konuşmacı (keynote)” olarak topluluklara hitap etmekte, panel ve konferanslarda yeralmakta.

Konferans Moderatörlüğü

Bakanlıklar ve özel girişimler tarafından düzenlenen Nükleer Zirvesi, Karbon Zirvesi, Kartepe Ekonomi Zirvesi, Akıllı Belediyecilik Zirvesi, Yurtdışı Türkler ve Sorunları Konferansı, Almanya Treni Belgeseli Galası gibi birçok konferans, zirve ve toplantıda sunucu ve moderatör olarak yeraldı.

Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Geleceği Tasarlamak

BPW – Uluslararası İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Federasyonu Boğaziçi’nin kurucu üyesi oldu. Kadın ve kız çocuklarının gelişimi için projelere destek oldu. Halen TurkishWIN (Turkish Women’s International Network) ve Spikerler Derneği üyesidir.

Şimdi Sevinçli Haberleri Veriyoruz

Yazması kolay, yaşaması meşakkatli bir yolun adı “gazetecilik” olan sevdasından geçti. 11 yıllık meslek yaşantısında hergün o ilk günü gibi heyecan duydu. Ancak içindeki ve dışındaki dünya hiç de hesap ettiği gibi değildi ve birbirine hiç benzemiyordu. Medya ve medya insanı zordu. Ardından gelen yeni nesle, “emekle var olmayı çoğaltalım” dedi ve bu mesleğe gönül veren hiçbir genci geri çevirmedi. Medyada şimdi, “emeğin” kazandığı serüvenler için yoluna devam ediyor. Ve kameraya işini ve insanları severek bakıyor… Sevinçli haberler verebilmeyi ümit ederek…